ünlüler - biyografi

1966 Konya Kadınhanı Örnekköy doğumluyum. Çiftçi bir ailenin 7 çocuğunun ortancısıyım. Tahsilim lise terk. Askerliğimi 1986-1988′de Eğirdir ve Adıyaman’da tamamladım. 1990′da evlendim. Ahmet, Gülsüm ve İrem adlarında üç can parçam var.
Sanata 1982 yılında hayalini kurduğum bağlama ile başladım. Hiç kimseden ders almadan, kendi kendime ama bıkmadan usanmadan çok çalışarak, gece uykularını yüreğime ve sevdama hapsederek bu günün temelini attım. Gerçi bir gün sanatçı olacağım diyerek değil. O günkü haşin, hırçın, deli dolu duygularımı Karacaoğlan gibi Yunus gibi şifresi yalnız bana ait olmak üzere ruhumdaki kara bulutları dağıtmak içindi. Meğer Yüce Mevlam rızkımızı sanatla verecekmiş de haberimiz yokmuş. Çok küçük yaşlarda ağabeylerimin ve arkadaşlarının Vatan ve Millet için ne kafa yorduklarını, bazı zaman göz yaşı döktüklerini unutamam. Beni önce Allah’a iyi bir kul, ana-babaya iyi bir evlat, yüce Milletime de iyi bir fert olarak yetiştiren anamdan, babamdan ve ağabeylerimden Allah razı olsun.
1989 yılında Kadınhanı Ülkü Ocağı’nın konseri ile başlayan ve bu günlere gelen zor ama güzel bir serüven. 1990 yılında Pendik Ülkü Ocağı’nın konserinde sahne alan Alperen ile tanışmamız ve kaset teklifi…..
Doğuyoruz Ufuklardan, Üşüyorum ve Türkiyem
Unkapanı müzik piyasasında bir yere gelmenin zorluğunu hatta imkansızlığını biliyordum. Ama neden olmasın. Alperen umutluydu benden. Yakalayacaktık. Bir türkü lazımdı. İşte o türkü: Şiirin yazarı, ömür boyu vatan hainleriyle, kalemi ile savaşan, yılmayan, yıkılmayan ve şu an hastalıkla savaşan saygıdeğer büyüğümüz Dilaver Cebeci. Bestesi kendime ait olan Türkiyem türküsü.
Bize kapanan demir kapıları, yüreğimizden kopan fırtına ile yıkıyorduk. 7′den 70′e herkes sağcısı solcusu istemeseler bile mecbur kalıyorlardı, millî günlerde, millî maçlarda, hemen hemen her siyasi parti seçim zamanlarında devlet protokolünde Türkiyem’i çalıyorlardı. Başarmıştık.
Yön vermeliydik sanata. Sevdalı gençlerimiz şifresini çözmeliydi aşkın, bizim türkülerimizle.
Han Duvarları albümünden sonra Selçuklu Müzik’ten yani Alperen’den ayrılmak zorunda kaldım. Bu yere gelmemde çok büyük emeği olan sevgili ağabeyim Alperen’e sonsuz teşekkürler…
Akbaş Müzik’in sahibi Yılmaz Akbaş ile başlayan yeni bir dönem..
Yıl 1995. Kasetimiz bitmişti. Sonradan bir hafta içinde besteleyip aranjesini yapıp, okuyup kasete dahil ettiğimiz, Başbuğum’a yaktığım ağıt ve Yandı Yürekler Yandı. O nasıl duygu idi anlatamam. Mekanın cennet olsun Başbuğum.
Bu Vatan Kimin, Mektup ve İnsanlar …
Bu Vatan Kimin albümünde, Saçların türküsü ile daha geniş kitlelere ulaştık. Mektup albümü ile Türkiye’de en çok satan 5 kaset arasına girdik. Çıkmadığımız tv kanalı kalmadı.1990 yılındaki hayallerimizi çoktan aştık. Gelen her başarı bizi çıtamızı yükseltmeye mecbur kıldı. Geldiğimiz nokta mükemmel ve güzel ama yeterli değil.
Fikrimden, düşüncemden, taşıdığım bütün değerlerden taviz vermeden , buralara gelebilmenin güzelliği ve sevincini yaşıyorum.
Sözün kısası değerli gönüldaşlarım; hiç bir eğitim almadan, hiç bir kimseden yardım görmeden, gece uykusuna hasret, evime hasret, eşime, çocuklarıma hasret, öte yandan da en güzel vuslat. Sabrın, şükrün ve azmin neticesi.
İyi günde, kötü günde her konserde, cebinizdeki son kuruşu ile bilet alarak bize güç veren salonları, statları tıklım tıklım dolduran gençler, kendi evlatlarından bizi ayırt etmeyen, namazlarının ardında bize de dua eden analarım, bacılarım, ağabeylerim sizin duygularınıza tercüman olabilmek için uğraştık. Eğer zerre kadar başarılı olabildiysek ne mutlu bize.. Bütün gaye ve çabamız gençlerimiz. Onlar bizden kabiliyetli , daha cesur, daha sabırlı, daha inançlı, daha azimli ve her şeyi ilimle ve en önemlisi sevgiyle başaracaklar. Onlara deryada bir katre, küçücük bir ışık olabildi isek ne mutlu bize. Ve ne mutlu aynı dilek, aynı umut ,aynı ülküde paylaşmasını bilen ,sevdiğini riyasız seven gönüllere ve Ne Mutlu Türküm Diyene.
Hakkınız Helal Edin.
Saygılarımla
Dünyanın en büyük otomotiv yedek parça fuarlarından Automechanika’nın başkanı Michel - Alexandre Morlat, Türkiye’nin dünya otomotiv ve yedek parça üretiminde en gelişmiş 10 ülke arasında olduğunu söyledi.
31 Mayıs - 3 Haziran arasında İstanbul’da düzenledikleri yedek parça fuarına, 22 ülkeden şirketlerin yanısıra dünyanın en büyük yedek parça üreticilerinin katıldığını belirten Morlat, “Türkiye, kaliteli oto üretimi ve ucuz işgücü ile otomotiv sanayiinin yeni gözdesi. Ekonominin istikrara kavuşmasıyla bu alanda daha da büyüyecek” dedi.
Yabancı ortak bulun
Türkiye’de KOBİ düzeyindeki yan sanayii üreticilerinin finansman sıkıntısı nedeniyle kriz ortamında zor günler geçirdiğini kaydeden Morlat, bunu aşmanın en iyi yolunun yabancı şirketlerle ortaklık olduğunu belirtti.
Gerek yan sanayiinin gerekse otomotiv üreticilerinin bir sonraki aşamada orjinal ürün geliştirmesi gerektiğini ifade eden Morlat şöyle devam etti:
“Türkiye otomotiv sanayii şu anda çok iyi bir taşeron. Dünya devleri için üretim yapıyor. Ama yine otomotiv devleriyle işbirliği içinde kendi orjinal ürününü geliştirmeli. Tıpkı bir zamanlar Japonya’ya taşeronluk yapan Güney Kore gibi kendi sanayiisini harekete geçirmeli. Dünya ile rekabet edebilecek Türk malı otomobiller üretilmeli.”

31 Ekim 1973 yılında Ankara’da, Memur bir ailenin tek çocuğu olarak doğdu. İlkokulu Ankara, Orta ve Liseyi İstanbul’da tamamladı. Endüstri Meslek Lisesi, Yapı Ressamlığı bölümünden mezun oldu. 1992 Yılında Gaye Sökmen Ajans da Mankenlik ve Modelliğe başladı. 1993 yılı Nisan’ında ‘Mıss Turkey’ yarışmasında ‘Türkiye Güzeli’, aynı yılın Temmuz ayında ‘Mıss Europe’ yarışmasında ‘Avrupa Güzeli’ seçildi. 1996 yılında Aktör Mehmet Aslantuğ’la evlendi. Önemli bir reklam kampanyasıyla üç yıl kamera karşısına geçti. 1997 yılında dört yıl sürecek yoğun tempolu bir Televizyon dizisi (Sıcak Saatler) için çalışmaya başladı. Bu tarihten itibaren, genellikle kamu yararına gerçekleştirilen özel defilelerde modellik yapmakta ‘Can’ adında bir oğlu var.
FİLM ve TV DRAMALARI
Yeni Bir Yıldız Film 1996
Sıcak Saatler Drama 1997-1998-1999-2000
Aşk ve Hüzün Drama 2000
Zeybek Ateşi Drama 2002

Üstün Akmen, 1943 yılında İstanbul’da doğdu. Şişli 19 Mayıs İlkokulu’nu, İtalyan Lisesi ve Ticaret Okulu’nu, İstanbul İktisat Fakültesi’ni bitirdi.
1969 -1970 yıllarında Koç Grubu şirketlerinden Koçtaş Ticaret A.Ş.’de çalıştı. 1971 yılında aynı grubun o yıl yeni kurulan Ram Dış Ticaret A.Ş.’ne Mali ve İdari İşler Müdürü olarak atandı. 1984 yılında Tekfen Dış Ticaret A.Ş.’ne Genel Müdür Yardımcısı olarak geçti. 1995 yılında Cumhuriyet Gazetesi bünyesinde kurulan Medya Tanıtım, Dağıtım, Geliştirme A.Ş.’nin paydaşı, Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü oldu. Yanı sıra Cumhuriyet Gazetesi Yönetim Kurulu üyeliğini de yaptı. 1997’de Cumhuriyet Gazetesi Genel Müdürlüğünü ve Cumhuriyet Kitap Kulübü’nün Başkanlığını, bu arada da “Cumhuriyet Kitapları”nın Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi. 2001 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nden ayrıldı, bir yılı aşkın bir süre İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Medya ve İzleyici Koordinatörü, Genel Yayınlar Yönetmeni olarak çalışma yaşamını sürdürdü. Bir süre de Can Yayınları’nın Genel Müdürlüğünü yaptı.
Üstün Akmen, 1963 yılından bu yana yazmakta. Önce “Evrim”, “Dönem”, “Yeni Ufuklar”, “Yeni İnsan”, “Yeni Dergi”, “A” gibi dergilerde öykü, poeme-prose, ve denemeleri yayımlandı. Sonra “Soyut”ta göründü. Biçimde serbestlik, düş gücü ve özgür bir anlayışı benimsedi. 1970’li ve 1980’li yıllarda, ekonomi dergilerinde, “Milliyet”, “Güneş” gazetelerinde yayımlanan Türk ekonomisi, dış ticaret, vergicilik konularındaki inceleme yazılarına kendi deyimiyle “edebiyat bulaştırdı”.
1988 yılının ilk yarısından itibaren “Cumhuriyet Gazetesi”nin “Pazar Yazıları” köşesinde gezi izlenimlerini yazdı. Bu köşedeki yazılarının toplanmasıyla ilk kitabı (Çarşafın Gizlediği Dişilik/Yalçın Yayınları–1. Basım Şubat 1991, 2. Basım Ağustos 1992/Tükendi) oluştu. Bir öykü kitabı olan ikinci kitabında (Suçsuz Laleler / Milliyet Yayınları - Kasım 1996/Tükendi) ise, evrensellik yerine, genellikle parçalanmış bir toplumun tekil öznelerine yer veriyordu. Üçüncü kitabında (Bir Günlük Dost–Cumhuriyet Kitapları/1. Basım Kasım 1998, 2. Basım Aralık 1998) sanatsal bir şölene dönüştürülen gezilerindeki izlenimlerini olabildiğince akıcı bir biçimde okura aktaran Akmen, dördüncü kitabı olan (Kör Bakkalın Gözleri/Aksoy Yayıncılık–1. Basım Ekim 1999, 2. Basım Haziran 2000/Tükendi) ve “Senfonik Öykü” olarak nitelendirdiği çalışmasında, kendi cenazesinde çevresini sorguladı ve kitabın içeriği, yazın çevrelerinin geniş bir alanında yankılandı, tartışılır oldu.
“İzleyici koltuğuna konan sahne tozları”ndan 1960’lı yıllarda etkilenen ve o yıllarda “Otağ” ve “Yeni İnsan” adlı yazın dergilerinde, tiyatro değerlendirmelerine yer verilen Akmen’in, “Nokta” dergisindeki haftalık yorumlarının bir araya getirilmesiyle “… Veee Perdeee…” (Cumhuriyet Kitapları-Eylül 2000, 2. Basım Kasım 2000) yayımlandı. 1999 – 2000 sezonu tiyatro, bale, opera, operet ve dinletileri ile ilgili eleştirileri içeren “… Veee Perdeee”yi, ülkelerinin çiçek böcek kentlerini ve o kentlerdeki duyguları, duyarlılıkları, yaşananları, duyumsananları içeren “Öyküsel Duygusallık” alt başlığıyla sunulan “Yârim Nereyi Mesken Tuttun” (Aksoy Yayıncılık–Kasım 2000/Tükendi) izledi. “Üçüncü Zil” (Broy Yayınları–Kasım 2001) başlığını taşıyan ve 2000-2001 sezonu sahne sanatlarıyla ilgili eleştiri ve değerlendirmeleri kapsayan kitabı “Yarim Nereyi Mesken Tuttun”dan hemen sonra geldi. 2001–2002 sezonu sahne sanatlarıyla ilgili yazılarını topladığı kitabıysa, Kasım 2002 sonunda yayımlandı ve “Maskenin Öteki Yüzü” adını taşıyordu. “Provasız Yaşam” başlıklı anı/romanı 2005 yılında Epsilon yayınları arasında çıktı.
Üstün Akmen’in tiyatro eleştirileri halen “Tiyatro… Tiyatro” dergisinde ve çeşitli internet sitelerinde, müzik yazıları ise “Andante” dergisinde düzenli olarak kullanılıyor. Edebiyatla ilgili yazılarına da zaman zaman çeşitli dergi ve gazetelerde rastlanılmakta. Yaşar Kemal, Şükran Kurdakul ve Alpay Kabacalı’dan sonra 2001–2005 yılları arasında dört buçuk yılı aşkın bir süre dünyanın en büyük yazar örgütü Uluslararası P.E.N Kulüpleri Federasyonu Türkiye Merkezi’nin Genel Başkanlığını üstlenmiş olması ve bu kurumdaki uluslararası başarılarıyla da tanınıyor. Halen “Evrensel” gazetesinde köşe yazısı yazıyor ve Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Genel Başkanı.
1939 yılında Bakü’de doğdu. 1962 yılında Azerbaycan Devlet Tiyatro Enstitüsü Oyunculuk Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı okulun yönetmenlik fakültesinde eğitimine devam etti. 1964-70 yılları arasında Azerbaycan Film Stüdyosu’nda yönetmen olarak çalıştı. Yine aynı dönemde Moskova Yüksek Yönetmenlik ve Senaryo Enstitüsü’nde lisansüstü eğitimini tamamladı. 22’si uzun 4′ü kısa metrajlı olmak üzere, 26 sinema filmine imza attı. Pek çok belgesel ve TV filmleri hazırladı. 1994 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde misafir öğretim üyesi olarak göreve başladı. Aynı zamanda Azerbaycan Yazarlar Birligi üyesi. Yayınlanmış beş kitabı var.
HAKKINDA YAZILANLAR
‘Türkî’ sinemanin tarihi
Kalici isler yapilmasi gerektigini söyleyen Azeri yönetmen Tevfik Ismailov’un, bes yil süren titiz çalismasi “Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi” yayinlandi.
Azeri yönetmen Tevfik Ismailov uzun ve titiz bir çalismanin neticesinde tamamlanan ‘Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi’ adli çalismasini yayinladi. Ilk ciltte Azerbaycan Cumhuriyeti’nin sinema tarihini konu eden Ismailov, ikinci ciltte Kazakistan ve Kirgizistan Cumhuriyetleri’nin, üçüncü ciltte ise Özbekistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri’nin sinema tarihini ele aliyor.
Özverili ve özgün bir çalisma
Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-Tv Merkezi ve Türk Güzel Sanatlar Vakfi’nin sponsorlugunda gerçeklestirilen bu çalisma, Tevfik Hoca’nin bes yilini almis. Kitaplarda Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde sinemanin nasil gelistigi, Sovyetler zamaninda bu ülkelerde sinemanin katettigi mesafe ve bugün sinemanin her bir ülkedeki durumu konu aliniyor. Yaklasik 2100 resimden olusan eserde, sadece bu ülkelerin salt sinema tarihi bulunmuyor, dönemsel önem tasiyan tarihi gelismelere, toplumsal olaylara da yer veriliyor. Bu ülkelerin her birisine en az beser defa gidip arastirmalar yapan Ismailov’un üç ciltlik eserinin bir diger özelligi de kitaplarin Türkçe yazilmis olmasi.
Gezdi, gördü ve yazdi
“1995 yilinda Mimar Sinan Üniversitesi’nde dünyada sinemanin 100. yilini doldurmasi nedeniyle yapilan toplantida, Türk Cumhuriyetleri ve Rus sinemasi üzerine de bir konusma gerçeklesmisti. O zaman bana Sami Sekeroglu Türk dünyasi sinemasi hakkinda bir çalisma yapilmasi gerektigini ve benim böyle bir çalismanin öncülügünü yapabilecegimi söylemisti. Böylece bu çalismanin tohumlari atildi.” diyerek üç ciltlik arastirmasinin çikis öyküsünü özetleyen Ismailov, kitap üzerinde arastirmalar yaparken üniversitenin Sinema-TV Merkezi’nden ve Halit Refig’den büyük katkilar görmüs.
Refig’in ilk defa 1963′de Azerbeycan’da gördügünü ancak yillar sonra 1990′larda tanisma firsati buldugunu söyleyen Ismailov, Türk sinemasiyla tanismasinin da bu yillara rastgeldigini belirtiyor: “Sovyetler zamaninda Türk Cumhuriyetleri’nde “Al Yazmalim, Selvi Boylum” ve “Serçe” gibi filmler izleniyordu.” Bütün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ni en az bes kere gezdigini ve kitabinda kulanmak için bu cumhuriyetlerin sinemasini temsil eden yönetmen, film ve oyuncular hakkinda bilgiler içeren dökümanlar topladigini söylüyor.
Necip Fazil, Puskin’den büyük
Arastirmalarin 1995 yilina gelindiginde duraganlasmasinin nedeni ise Sovyetler Birligi’nin dagilmasinin ardindan bu cumhuriyetlerde sinemasinin kabuk degistirmesi ve gerekli ödenekten yoksun kaldigi için kan kaybetmeye baslamasi.
Türk’ün Türk’ten baska düsmaninin olmadigini kaydeden Ismailov, Türk Cumhuriyetleri arasinda kültürel alisveris yerine sadece ekonomik alisverise agirlik verilmesinden sikayetçi. Türk dünyasi Edebiyat Tarihi, Tiyatro Tarihi gibi baska ortak çalismalarin da yapilmasini temenni eden Ismailov, bugüne kadar Türk Cumhuriyetleri’nin yaptigi ortak toplantilarin protokol gezileri, yemek davetleri ve daha sonra unutulacak konusmalarla sinirili kaldigini, gelecek nesillere faydali olabilmek için daha kalici çalismalar yapilmasi gerektigini söylüyor.
Necip Fazil Kisakürek gibi büyük bir sairin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin hiçbirisinin taninmadigini, oysa herkesin Puskin’in siirlerini çok iyi bildigini, Kisakürek’in bir sair olarak Puskin’den çok daha yetenekli bir sair oldugunu belirten Ismailov, “Kisakürek sadece Azerbeycan’da taniniyor. Ne bir Kazak, ne bir Türkmen ne de bir Özbek onu taniyor, bu bir faciadir. Türk halklari ancak ortak kültürel çalismalarla birbirine yakinlasabilir” diyor.

1927′de Kilis’te doğdu. 1938 yılında daha ilkokul öğrencisiyken tiyatroya başladı. 1949 yılında Nejat Uygur tiyatrosunu kurdu. Amatör ve profesyonel olarak 60 yıldan uzun süredir tiyatro yapın Nejat Uygur’un 50′den fazla ödülü var. 2 kez ABD, 4 kez Avrupa ve 35 yıla yakın da Anadolu turnesi yaptı.
HAKKINDA YAZILANLAR
Nejat Uygur 78 yaşına bastı
www.internethaber.com 10 Ağustos 2005
Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği 3. Kadıköy Tiyatro Festivali’nde sevilen oyunu Cibali Karakolu’nu sahneye koyan Uygur’a Kadıköy Belediyesi sürpriz yaparak doğum günü pastası hazırladı.78.yaşını seyircileriyle birlikte kutlayan Uygur’a Kadıköy Belediye Başkan Vekili Gürsel Tekin, çiçek, sahne arkadaşları ise “kavuk” hediye etti. 62 Yıldır sahnede olduğunu ve yaşıyla övündüğünü kaydeden Uygur, “Yaşımı ispat edercesine çalışıyorum. Ölümden değil ama Azrail’den korkuyorum” dedi. Uygur şunları söyledi:
“Ben kahkaha ile doyuyor, alkışla yaşıyorum. Yüce Allahım onları benden esirgediği anda şoka girerim. Halk çok mühim. Sevdi mi tam seviyor, kolay kolay bırakmıyor. Onların sevgisi bana yetiyor. Büyüğü, küçüğü herkes beni Nejat Abi, Nejat baba diye çağırıyor. Bazı arkadaşlarım çok seviliyorum diye beni kıskanıyor. Turnelerle yaşımı hesaplıyorum. Şimdi Nasrettin Hoca Avrupa Birliği’nde adlı bir oyun yazıyorum. Bu oyunu da sahneye koyacağım. Bundan sonra ne olur ne olmaz bilemiyorum. İzmir de bir mezartaşı yaptırmıştım, çalındı. Üzerinde Hastayım, hastayım dedim kimse inanmadı yazıyordu. O çalındı.”
Arkadaşlarının kendisine kavuk hediye etmesi ile ilgili düşüncelerini de söyleyen Uygur, şunları söyledi:“Biraz da bizi atışa getirdiler. Aslında Ferhan Şensoy’u çok severim. Kavuğun sahibi Ferhan da olabilir başkası da. Ama bir keresinde İsmail Dümbüllü benim Ayar Hamza adlı oyunumu izlemeye gelmişti. Oyun sonunda Nejat, eğer seni Münir’den önce seyretseydim kavuğu sana verirdim dedi. Bu olayı Dümbüllü’nün kızları, torunları da bilir.”
Uygur, oyunlarını izleyen ve kendisini seven bazı ünlü kişilere isimler taktığını da söyleyerek “Başbakan’a sabırtaşı, Maliye Bakanı’na kerpeten diyorum. Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk de seçimi hep aldığı, onu kimse yıkamadığı için Beton Başkan adını taktım” dedi.

26 Şubat 1951 tarihinde Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğdu.Yazar, tiyatro oyuncusu ve yönetmeni.1972′de gittiği Fransa’da Sahne Sanatları Yüksekokulunu bitirdikten sonra Magic Circus’da yönetmen yardımcılığı görevini üstlendi. 1975′te Türkiye’ye döndü ve Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner gibi topluluklarda çalıştı. Bilimum Haneler(1975), idi Amin-Avanta Lavanta (1976), Dur konuşma sus söyleme(1977), Bizim Sınıf (1977) gibi oyunları Devekusu Kabare, Ali Poyrazoğlu, Tuncay Özinel tiyatrolarında sahnelendi. Şensoy bu dönemde televizyonlardaki skeçleriyle de geniş bir izleyici kitlesine ulaştı. 1978-79′da Ayfer Feray Topluluğuyla turnelere çıktıktan sonra 1980′de Yapı Endüstrisi Merkezinde Ortaoyuncular topluluğunu kurdu. O yılın sonunda küçük sahneye geçen topluluğuyla, bes yıl süreyle oynanan Şahları da vururlar, Kahraman bakkal süpermarkete karsı, Kiralık oyun, Anna’nın yedi ana günahı, içinden tramvay geçen sarkı, Ferhangi şeyler, istanbul’u satıyorum, Kiralık Padişah gibi kendi yazdığı oyunları sahneledi ve oynadı. Şubat 1987′de Muzır müzikal oyunu, Egemen Gösteri Merkezinde (eskiden şan tiyatrosu’ydu) çıkan kuşkulu bir yangın sonucunda yapı kullanılmaz hale geldi.
Keşanlı Ali Destanı’nı sahneledi. Bu arada Kel Hasan’dan , İsmail Dümbüllü’ye, ondan da Münir Özkul’a geçen simgesel kavuğu Özkul, Şensoy’a devretti. Şensoy eski ses tiyatrosunu düzenleyerek, Ses 1885 adıyla yeniden gösterilere açtı.Şensoy yazdığı ve sahnelediği sıradışı oyunlarda daha çok dil inceliklerine dayanan mizah öğelerini kullanarak güncel konulara eleştiriler getirmiştir. Geleneksel türk tiyatrosundan epik tiyatroya kadar çeşitli usluplardan izler tasıyan bu çalışmalarıyla 20. yüzyıl sonlarında Türk tiyatrosunda kendine özgü bir yer edinmiştir.
Özbek Türkü yazar ve gazeteci İbrahim Rahim,1916′da Fergana ili Kuva ilçesi Saykeldi köyünde doğdu. Okulu bitirince öğretmenlik yaptı. “KolhozYoli”, “Yaş Leninçi” gazetelerinde (1933-1937) memur, bölüm müdürü olarak çalıştı. “1937-1940 yılları arasında Sovyet ordusunda görev yaptı. Savaş başladığında da savaşlara katıldı ve 1946 yılında
yurduna döndü. Cumhuriyet radyosunda çalıştı. Daha sonra Moskova Yüksek Parti Mektebi’nde okudu (1947-1950). Sonra “Kızıl Özbekistan” gazetesinde(Partinin ve hükümetin resmi gazetesi) bölüm müdürü, baş yazar (1950-1961), Özbekistan Gazeteciler Cemiyeti başkanı (1957-1963), “Özbek film” film stüdyosu direktörü (1962-1966), “Gülistan” dergisi baş yazarı(1966-1969), Moskova’daki “Literaturnaya Gazeta”nın Özbekistan’daki muhabiri, (1969-1971), “Muştum” dergisinin baş yazarı (1971-1982) olarak çalıştı. Halen serbest yazar ve emeklidir.
1937′den itibaren eserleri yayımlanmaya başladı. Sınır koruyucularının hayatlarını anlatan “Bahadır” adlı hikâyesi, 1939′da yayımlanmıştır. Daha sonraki yıllarda savaş konusunda hikâye ve denemeler yazdı. İlk romanı, 1953 tarihli “Hayat Bulaklari” (Hayat
Pınarlarıdır. Yazar, 1958 yılında, bu eserini yeniden işleyip “İhlas” adıyla tekrar yayınlatmıştır. Yazarın birkaç romanı vardır: 1956 tarihli “Çın Muhabbet”(Gerçek Sevgi), 1964 tarihli “Takdir” (Kader), 1971tarihli “Fidailer” ile “Tinimsiz Seher” (Hareketli Şehir),
1985 tarihli “General Ravşanov”, bu romanlardandır.Bu eserlerin çoğu, savaş ve cephenin gerisindeki yurtta kalan insanların kaderini hikâye etmektedir. “Tinimsiz Seher” romanında ise, 1966′daki Taşkent depremi ve deprem sonrası azap çekenler, şehrin yeniden kuruluşu, halkların dostluğu gibi konular ele alınmıştır. “Takdir”romanı da şehrin kuruluşunu anlatmaktadır. “Akıbet”romanına Cumhuriyet Devlet Ödülü verilmiştir (1983).
İ. Rahim ‘in bir kaç uzun hikâyesi (povest) de okuyucuya ulaşmıştır. 1960 tarihli “Hilala”, “Alav-kar” (Alevkâr), 1967 tarihli “Sen Tuğılgen Kün” (Senin Doğum Günün), 1970 tarihli “Mefigülik Koşıği” (Sonsuzluk Şarkısı) gibi uzun hikâyelerinde emekçileri yüceltmiştir. Bu eserlerinde röportaj özellikleri baskındır.
İ. Rahim bazı sinema filmi senaryoları da yazmıştır. Onun 1961 tarihli “Zengari alav kişileri” (Mavi Ateş Adamları) ve “Kalbinde Kuyaş” (Kalbinde Güneş),1969 tarihli “Ferhadnin Cesareti” (Ferhat’ın Cesareti) filmleri, 1970′Ii yıllarda beğenilerek seyredilen Özbek filmlerindendir.
İ. Rahim, gazetecilik ve parti önderliğinden yetişip yazar olan sanatkar, önderlik ettiği yıllarda edebiyata ve yazarlara çok yardımcı olmuştur. Özellikle “Gülistan”dergisinde baş yazar iken, o zamanlar araştırılan konularda, tarih ve geçmiş kahramanlar, özellikle de
Timur’un hayatını anlatan ve Alihan Sağuniy’in Özbek Türkçesine tercüme ettiği “Temür Tüzükleri” (Timur Yasaları)nin yayımlanması, cumhuriyet kültür hayatında büyük yankı uyandırmıştır.
Edebiyat ve kültür alanlarındaki hizmetlerinden dolayı da “Özbekistan’da Hizmet Veren San’at Erbabı” (1966), 1980′li yıllarda ise Özbekistan halk yazarı unvanına layık görülmüştür. İ. Rahim ‘in “Çakmak”, “Canim Fida” (Canım Feda) adlı dramaları da cumhuriyet tiyatrolarında sergilenmiştir. Yazarın romanları, uzun hikâyeleri ve denemeleri Özbek Türkçesi ve Rusça olarak tekrar tekrar yayımlanmıştır. Diğer komşu lehçe ve dillere tercüme edilmiştir. “Tanlangen Eserler” (Seçilmiş Eserler) i ile “Eserler”i de Özbek Türkçesi ve Rusça olarak Taşkent ve Moskova neşriyatlarında yayımlanmıştır.

1931 yılında İstanbul’da doğdu. Vefa Lisesi’ni bitirdi. Lisede Hisse-i Şayia’daki Bican Efendi rolüyle tiyatroyla tanıştı. Şehir Tiyatroları’nın Çocuk Bölümü’ne katıldı. 1955’te Komedi Tiyatrosu’nda oynanan Mahallenin Romanı oyunu hayatının dönüm noktası oldu. Bu oyunda rahatsızlanan Reşit Gürzap’ın yerine sahneye çıkıp başarılı olunca kadroya girdi. 1962 yılında Gönül Ülkü ile evlendi ve “Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu”nu kurdu. Çok sayıda sinema filminde rol alan Gazanfer Özcan’a, 1998 yılında Kültür Bakanlığı Devlet Sanatçısı unvanı verildi. Özcan, 17 Şubat 2009 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
xx
Büyük kayıp
Amerikan Hastanesi’nde tedavi gören tiyatronun usta oyuncusu Gazanfer Özcan vefat etti.
TÜRK tiyatrosunun usta sanatçısı Gazanfer Özcan, solunum yetmezliği ve damar tıkanıklığı nedeniyle tedavi gördüğü Özel Amerikan Hastanesi’nde dün 78 yaşında hayata veda etti. Hastane’den yapılan açıklamada, “27.01.2009 tarihinden itibaren Amerikan Hastanesi’nde kalp yetmezliği ve iskemik serebral vasküler hastalık tanılarıyla tedavi gören ve 13.02.2009 tarihinden bu yana da yoğun bakımda takip edilen tiyatro sanatçısı Sayın Saim Gazanfer Özcan, 17.02.2009 tarihinde saat 19.22’de vefat etmiştir” denildi. Sanatçının torunu Tarık Ündüz, “Çok güzel bir dede-torun ilişkisi yaşadık. Dedemi kaybettiğimiz için ailecek çok üzgünüz” dedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Meclis Başkanı Köksal Toptan, sanatçının eşi Gönül Ülkü’ye ‘başsağlığı’ diledi.

22 Ekim 1980 tarihinde İzmir’de doğdu. Okul hayatına Ankara’da başladı. İlk, orta ve lise öğrenimini, ODTÜ Koleji’nde tamamladı. ODTÜ Koleji’nden 1997-1998 eğitim döneminde mezun oldu. 1998 yılında Bilkent Universitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’ne başladı. Bu bölümden 2002 yılında mezun oldu.
İstanbul’a yerleşti. Bir süre çeşitli reklam seçmelerine katıldı. Sonrasında “Zıbın” isminde bir program hazırladı. Bu program, 2003′ü 2004′e bağlayan yılbaşı gecesi TV 8′de yayınlandı. Ayrıca TRT 1′de pazar günleri canlı yayınlanan “7. Gün” programında beş hafta boyunca sunuculuk yaptı. Ardından daha önce Kamil Güler’in sunduğu Zoka isimli gizli kamera yarışma programının sunuculuğunu ve oyunculuğunu yaptı.
Zoka’dan sonra yine TV 8′de Alper Mestçi ile beraber “Dikkat Şahan Çıkabilir” isminde bir antimedya-skeç şov hazırladı. Özellikle yaptığı Recep İvedik ve Küçük Oskar tiplemeleriyle ilgi çekti. Recep İvedik filmi Türk sinema tarihinde en fazla izlenen filmlerden biri oldu.
SİNEMA FİLMLERİ:
Recep İvedik 3 - 2010
Recep İvedik 2 - 2009
Recep İvedik - 2008
Gen (film) - 2005
Buraya günlük hakkında kısa bilgiler verebilirsiniz. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Quisque sed felis. Aliquam sit amet felis. Mauris semper, velit semper laoreet dictum, quam diam dictum urna, nec placerat elit nisl in quam. Etiam augue pede, molestie eget, rhoncus at, convallis ut, eros. Aliquam pharetra. Nulla in tellus eget odio sagittis blandit. Maecenas at nisl. Nullam lorem mi, eleifend a.