Sohbet - magazin
Yıllar önce bu ülkede denenmemiş bir işi yapmak için yola çıkarken, yolumun çok zor olacağını, birçok yanlış anlama ve sorun yaşanacağını biliyordum.
İnsanımız abartılı espriyi anlama yeteneğine bence sahipti ama bunu baskı altında tutuyordu. Birçok lokal ve cinsel içerikli fıkra vardı. Buna da güvenerek benim abartılı absüd yazılarımın da bir süreç sonunda anlaşılacağını düşünmüştüm.
Başlarda anlaşılmasa da abartıyı kademeli olarak artırdığım takdirde anlaşılmanın daha kolay olacağını ve bir süre sonra yazılara alışılacağını düşünmüştüm.
Şimdi anlıyorum ki; bu değerlendirmelerim bazı insanlar açısından doğru değilmiş.
Bir keresinde, ‘Evlerdeki köpekler apartmanlardan atılacak’ diye karar çıkmıştı. Ben bunun üzerine kararın yanlış olduğunu göstermek için ‘Apartmanlarda bebekler daha fazla gürültü yapar. Köpekleri atmak yerine bebekleri sokağa atalım, çok daha iyi olur’ diye bir yazı yazmıştım. ‘Kara mizah’ denilen şey de bu. İrlanda’daki açlığı gidermek için ‘Bebekleri kızartıp yiyelim’ diyen yazının ruhuna benzeyen bir şeydi bu.
Belki inanmayacaksınız, birçok anne ve baba aradı beni o dönemde. ‘Sen bizim çocuklarımızın nasıl sokağa atılmasını istersin’ dediler. ‘Ben çocuğumu sana vermem’ diyen bile oldu.
Ben aslında o gün abartı yaparak bir şeyin komikliğini göstermenin bu ülkede pek kolay olmadığını gördüm.
Şimdi Habur’daki gelişmeleri izlerken, o insanların karşılanışındaki coşkuyu ve ortamı görünce ‘Keşke ben de ülkemde böyle sevilebilseydim’ duygusunu yaşadım ve o duyguyla sadece başlığı okunsa dahi mizah olduğu hemen anlaşılabilecek yazıyı yazdım.
‘Keşke PKK teröristi olsaydım’ yazısı, ülkemizdeki Türk-Kürt eşkıya geleneğinin kültürel öğeleri dikkate alınarak, üzerine yazılmış bir absürd yazıydı.
Dağa kız kaldırma da o kültürün bir parçasıydı. Onunla da alay etmem gerekiyordu. Yazının o bölümünü yazarken kendisi bir kamu figürü olduğundan, tanındığından, televizyon starı olduğundan Rojin adı geldi aklıma. Yoksa tanımam etmem. O güne kadar hakkında ne düşünmüşlüğüm var, ne de gayet tabii ki planlarım filan. Nasıl ki PKK teröristi olmayacaksam, dağa çıkmayacaksam kız da kaçırmayacağım. Bu açık değil mi Allah’ınızı severseniz yahu. Lafı ne kadar abartılı söylersem işin hayal kurgu olduğu anlaşılır diye düşünüyorum hala daha…
Ne Rojin Hanım’ın namusunda gözüm var. Böyle bir şey olamaz da zaten. Hayatım boyunca ben hiçbir kadına nezaketsiz davranmamaya çalıştım. Yazılarımdaki kadınlar hep hayalidirler. Ya da ad vererek sadece kendi karım hakkında laf ederim.
Birçok kadın okuyucum benim mizah türümü çoktan anlamıştır. Rojin’in de o kadınlar arasında olduğunu düşünüyordum. Çünkü konuşmalarından, televizyon performansından onun da zeki bir kadın olduğunu düşünüyordum. Fakat olmadı. Gülüp geçecek yerde o mağdur olmayı tercih etti.
Ama amacım üzmek olmasa da hatta o yazıda ne yapmaya çalıştığım makul insanlar tarafından hemen anlaşılmış olsa da, hayatım boyunca kadınlara hep saygılı olmaya çalışmış olsam da, kimsenin namusu ve gururuyla oynamak gibi bir tarihim olmasa da, zeki olduğu için beni anlayacağını düşündüğüm Rojin’i istemeden olsa da üzdüğüme çok üzüldüm.
Benim yüzümden üzülen bir kadına kendimi affettirmem gerekiyor. Bu benim babamdan aldığım terbiyenin bir gereğidir.
Dolayısıyla, Rojin senden de özür diliyorum. O yazıda tanımlanan aslında sen değilsin, hiç kimse değil. Çünkü o tür bir olay tabii ki olmadı ve olmayacak. Senin adın, sadece kamuya mal olmuş bir isim olduğu ve meşhur olduğun için kullanıldı. Keşke senin ismin yerine Rana’yı dağa kaldıracağım demiş olsaydım. Ama bu olamazdı. Çünkü Rana dağa götürüldüğünde örgüt çok eskiden anında çökerdi ve hepimiz bir an önce dağdan kaçmak isteyebilirdik.
Son olarak bir de bu seks kölesi meselesi üzerine bir şey söylemek istiyorum. Bu laf benim okuduğum eşkıya hikayelerinden aklıma gelen bir tanım.
Yoksa ben yıllardır aslında kendimin kadının kölesi olmak istediğimi her fırsatta anlatır dururum. Buna neredeyse bir meslek hayatımı adamış durumdayım.
Yani o yazının o bölümünün aslında şu şekilde gitmesi gerekecekti: ‘Ben yıllar önce PKK’ya katılıp dağa çıksaydım eylem yapmak için inmek gerektiğinde ilk önce gidip gıcığım olan birkaç yayın yönetmenini öldürür, sonra kaçıracağım kadına gitmeden evvel, seks oyuncakları satan bir dükkanı basar, kırbaç ve kelepçe gibi aletleri bol miktarda alırdım. Sonra da dağa kaçıracağım kadını atıma atıp götürürdüm. Ondan sonra dağda kadını bu aletleri benim üzerimde kullanmaya ikna etmeye çalışırdım. Yani kaçırmış olsam da kadını, ben onun seks kölesi olacaktım o benim değil.’
Bu yazı da abartılı bir absürd mizah tabii ki ama bu şekil gerçeğe daha uygun.
Bir de şu var Rojin kardeş; ben bu açılım sürecine destek veriyorum. O yazı başbakanından en sıradan insanına kadar herkesi ve belki makul Kürtleri de rahatsız eden Habur görüntülerine bir tepkiydi. Ben sürecin tekrar başlatıldığında bu sefer çok daha sessiz ve aklı başında gideceğine eminim ve eğer öyle olursa da süreç hakkında mizah da olsa yazı yazmayacağım. Çünkü istemeden de olsa sürece zarar vermek istemiyorum.
Yarın mizaha devam ama bu sefer kendimle dalga geçeceğim.
Nurgül Yeşilçay, Instyle dergisine ilk aşkını şöyle anlattı: “İlk erkek arkadaşım travesti olmuştu. Ortaokul veya lisede, çok kısa ve sıkıcı adını vermeyeceğim bir ilişkim olmuştu. Yıllar sonra İzmir’de yürürken arkamdan koşup bana yetişen kadının o olduğunu fark etmiştim.”
“Aşk-ı Memnu” dizisi, sevişme ve öpüşme sahneleriyle de ses getiriyor. Kıvanç Tatlıtuğ ve Beren Saat arasındaki yasak aşkı yakından takip eden Kanal D izleyicileri, önceki gün ekrana gelen bölümde bir şok daha yaşadı. Ve Tatlıtuğ’un canlandırdığı Behlül, tek gecelik kaçamağının sabahında Bihter’e yakalandı. Yataktaki meçhul güzelin kimliği dizi yayınlandıktan bir gün sonra ortaya çıktı. RTÜK’ün uyarısı nedeniyle ekrana getirilmeyen sevişme sahnelerinde Dilek Çelik rol aldı.
Çelik , dizideki o sahnelerle ilgili “Benim fotoğraflarımı ajans kataloğundan görmüşler. Çağırdılar ve aynı gün çekime girdim. Çıplak olarak yataktaydık ama sevişmedik. Bu arada ilerleyen bölümlerde de yer alacağım söylendi” dedi.

Charlize Theron yardım gecesinde, öpücüğüne 140 bin dolar teklif eden kadınla uzun süre seyirciler karşısında öpüştü.
Güney Afrikalı oyuncu Charlize Theron bir yardım kurumu olan OneXOne’ın düzenlediği açık artırmanın özel davetlisi olarak katıldı.
Gecede ilk önce Güney Afrika’da gerçekleşen Dünya Kupası biletine maç bileti satışı gerçekleştiren Theron, ardından bir safarı programı satışı gerçekleştirdi. Toplam satıştan sadece 37 bin dolar yardım parası toplaması güzel yıldızı tatmin etmedi.
Gelirden memnun olunmaması sonucu Theron salona 7 saniyelik öpücüğü için 130 bin dolar önerdi. Önce bir erkek katılımcı fiyatı kabul etse de salondan bu fiyatı 140 bin dolara çıkan bir izleyici vardı. Hem de bir kadın.
34 yaşındaki güzel oyuncu önce bu durum karşısında şaşkınlığını gizleyemese de, sahneye katılımcıyı davet edip uzun süre dudak dudağa öpüştüler.

Günlük kazancı 1 milyon dolar olan Hilton otellerinin varisi Paris Hilton, kuş beyinli imajının tamamen rolden ibaret olduğunu söyleyerek, “Aptal ya da fahişe ruhlu biri değilim” dedi.
Posta’da yer alan habere göre; kameralar önünde görülen Paris Hilton’un sadece bir tiplemeden ibaret olduğunu belirterek, “Bebek gibi konuşmam ve kuş beyinli davranışlarım yarattığım karaktere ait. Oysa gerçek Paris Hilton’un bu karakterle alakası yok. Böyle davranarak çok iyi para kazanıyorum. Aykalarım yere basıyor ve akıllı bir kadınım” dedi.
Rusya’nın başkenti Moskova’da mayıs ayında düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nda Azerbaycan adına ‘Always’ adlı şarkısıyla yarışarak üçüncü olan Aysel, Türkiye ile ülkesinin son dönemde yaşadığı gerginlikler nedeniyle üzüntü duyduğunu söyledi.
Türkler ile Azerilerin sonsuza dek kardeş millet olarak kalacağını vurgulayan Azeri şarkıcı, “Son günlerde iki ülke arasındaki keyifsiz gelişmeler beni çok üzdü. Umarım her şey kısa sürede yoluna girer. Türkiye’yi çok seviyorum” dedi.
“İclal Aydın’la Haftada Bir” programının ömrü kısa sürdü!..
Aydın, twitter’daki notuna “Habertürk’le “yolları ayırıyoruz” şimdilik… Az önce programı bitirme kararı aldık…”diye yazdı!..
Şahan Gökbakar’ın “Recep ıvedik” macerası, yeni bir serüvenle devam ediyor.
Yapımcılığını Faruk Aksoy’un üstlendiği “Recep ıvedik 3”ün çekimleri önümüzdeki günlerde başlayacak. Filmin 12 şubat 2010’da vizyona girmesi planlanıyor.
Önümüzdeki yıl Eurovision’a erkek sanatçı gönderme kararı alan TRT yönetimi rockçı Emre Aydın’da karar kıldı.
2010 yılının Mayıs ayında Norveç’te gerçekleştirilecek olan 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda, Türkiye’nin son dakika değişikliği olmazsa Emre Aydın tarafından temsil edileceği öğrenildi. TRT yönetiminin, 15’inci MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde “Avrupa’nın En İyi Sanatçısı” ödülünü alan Emre Aydın’ı öncelikli tercih olarak belirlediği, alternatif olarak ise Murat Boz isminin gündeme geldiği ifade edildi
Vatan’ın haberine göre TRT yönetiminin yarışmaya bu yıl öncelikle erkek solist gönderme kararı alması nedeniyle Emre Aydın’ın ismine ağırlık verdiği, alternatifler arasında ise Murat Boz’un yanı sıra Şebnem Ferah ile Grup Manga’nın bulunacağı öğrenildi. Aralık ayında yarışacak ismi resmen açıklayacak olan TRT, bu adaya beste yapması için bir süre tanıyacak. Sanatçı tarafından getirilen 3 beste müzik prodüktörlerinden oluşan bir komisyonun beğenisine sunulacak ve yılbaşında kamuoyuna açıklanacak.